ALLAH KİMSEYİ DERTSİZ BIRAKMASIN

ALLAH KİMSEYİ DERTSİZ BIRAKMASIN

01.12.21
01
Hasan Küçükkandemir
Hasan Küçükkandemir
Tüm Yazılar

ALLAH KİMSEYİ DERTSİZ BIRAKMASIN

                Bir önceki yazımda da kısmen bahsettiğim üzere, seyahat benim hayatıma çok şey kattı. Zira ariflerin dediği üzere “Seyahat etmek insanı terbiye eder”. Yine seyahat ettiğim bir gün radyoda dertli bir türkü çalıyordu.

             şah hatayi'm muhabbete bakarım

ben doluyum ben dolana akarım

güzel pirim bir dert vermiş çekerim

bir derdim var bin dermana değişmem

               

Jeneriklik bir söz olarak “bir derdim var bin dermana değişmem” ifadesi aklıma, kalbime işledi. Öyle ya, söz konusu dert ise hemen derman aranır. Peki bu dert meselesi hakikaten kaçılacak bir şey midir? Dertsiz, sıkıntısız bir hayat mümkün mü? Yahut dertsiz sıkıntısız bir hayatın bizatihi kendisi bir dert haline mi gelir? Aslında soruyu sormaktaki muradım aşağı yukarı anlaşılmıştır.

Modernleşmenin ve onun mütemmim cüzü olan kapitalizmin kurduğu düzen, düzenin kendine yabancılaştırdığı paydaşlarına “dertsiz” ve “özgür” bir hayat vadediyor. Bu vaadi ise aslında haz temelinde insanlara dayatıyor. Dertsiz bir hayat için insanın dertlerini düşünmeye fırsat bulamayacağı internet, televizyon dizileri, alışveriş gibi “elverişli” araçlardan yararlanarak kendi kurduğu düzenden nemalanıyor. Böylece insanlar dertlerinden kurtuluyor bunun karşılığında para harcayarak sistemin devamını sağlıyor. Sistem bunu da bize sınırsız bir özgürlük kılıfında pazarlıyor.

Böyle bir ambalaj içerisinde bize sunulan bu mutluluk paketi aslında olabildiğince samimiyetsiz bir operasyondan ibaret. Çünkü sistemin en iyi işlediği batı toplumlarında dahi sunulan dertsiz hayatın bizatihi kendisi dert haline geliyor. Tükenmişlik sendromu olarak tabir edilen hastalık ise bunun en somut örneğidir.

Kapitalizmin bütün metafizik anlamı yok sayarak oluşturduğu materyalist felsefe insanda anlam kargaşasına yol açıyor. Maddenin kül halinde hayatımızı şekillendirdiği bu ortamda insanlar manayı kaybederek metafizik bir savrulma yaşıyor.

Bu eleştirilerden sonra dert nedir ne olmalıdır sorularına da cevap aramamız gerekiyor. Dert dediğimiz mesele evimiz, işimizde, sosyal hayatımızda yaşadığımız dünyevî sorunlardan mı ibaret? Yoksa biz bu dünyaya niye geldik? Yaşamın gayesi nedir gibi soruların meydana getirdiği bir arayış mı?

İlim irfan geleneğimiz dert dediğimiz meseleyi dünyevî sorunlara indirgenemeyecek kadar önemli bir kavram olarak ele almıştır. Dünyevî meseleler hep dışa dönük ilişkilerde tezahür eden genel geçer sorunlara taalluk eder. Ancak bir meseleye dert diyebilmemiz için muhakkak içe dönük bir tarafının bulunması gerekmektedir. Zira Hz. Ali’ye nispetle ifade edilen şu söz bu içe dönük hali ifade etmesi açısından önemlidir; “Derdin kendindendir bilmiyorsun, derman yine sendedir görmüyorsun, koskoca alem içine yerleştirilmiş, sen kendini hala küçük bir şey mi zannediyorsun?

Bu anlamda bir başka güzel ifade ise Niyâzî-i Mısrî'nin beyitlerinde kendisini gösteriyor:

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,

  Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.”

Zannediyorum bütün bu ifadeler dünyevi sorun ile dert meselesi arasındaki ayrımı bize net bir şekilde ortaya koyuyor. Dünyevî sorunlar kendini merkezde görerek sorunları ve çözümleri dışarıda arayan sancılı bir süreci ifade ederken dert meselesi kendine dışarıdan bakmayı başaran sorunları ve çözümleri içeride arayan erdemli bir süreci ifade eder.

Bu minvalde yazımızın da başlığını oluşturan şu dua ile yazımı sonlandırmak isterim. “Allah kimseyi dertsiz bırakmasın”.

Selam ve muhabbetle.